3) TÜRK SANAT MÜZİĞİ:
Daha çok türkülerde olduğu gibi metafor olarak kullanılan uçma -gökyüzü ve onun elemanları- diğer duygularla birlikte çeşitli şarkılarda yer almışlardır.
TRT arşivinde güfte ve bestecisi bilinmeyen, notaları ve sözleri olan hicaz makamındaki “Küçücük Kuş Kanatlarını Ver Bana” şarkısında yeni şeyler öğrenmek, merakı gidermek oldukça didaktik biçimde ifade edilmiş. Şarkının sözleri ise;
Küçücük kuş, küçücük kuş
Kanadını ver bana
Ben de çıkıp bakayım
Gökyüzünden dünyaya
***
Ne ağaçlar, ne çiçekler ne sular
Ne denizler, ne bayırlar, ovalar
Daha başka nerelerde neler var
Göreyim…
***
Küçücük kuş, küçücük kuş
Kanadını ver bana
Ben de uçup gideyim
Bambaşka diyarlara
***
Ne yapar başka çocuklar göreyim
Nasıl oynar, ne okurlar, bileyim
Ay nerede, nerde güneş, uzay ne
Çözeyim…
Arif Sami Toker’in uşşâk makamındaki “Kanadım Yok Uçamam” şarkısında uçma metaforu ayrılık, vuslat gibi duyguların anlatımında kullanılmış. Şarkının birinci kıtasının sözleri ise:
Kanadım yok uçamam
Kapına ulaşamam
Senin gibi zalime
Gizli derdimi açamam
Kadri Şençalar’ın uşşâk makamındaki “Kanatsız Bir Kuş gibi Kaldım Gurbet Ellerde” şarkısında ayrılık, yalnızlık, pişmanlık gibi duygular uçamayan bir kuşun çaresizliği ile anlatılmaktadır. Şarkının sözleri:
Kanatsız kuş gibi
Kaldım gurbet ellerde
Kara sevdalı, başı belâlı diye
Dosttan oldum, pişman oldum, destan dillere
Bülbüller şakıyor
Penbe beyaz güllerde
Öğrenciliğimde öyküsünü bizzat Teoman Alpay'dan dinlediğim “Gökyüzünde Yalnız Gezen Yıldızlar” şarkısı, aslında uçak kazasında yaşamını kaybeden çok samimi bir dostu için bestelenmişti. Güftesi Hikmet Münir Ebcioğlu'na ait olan nihavent makamındaki besteyi Teoman Alpay yapmıştı. Şarkının birinci kıtasının sözleri:
Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar
Yeryüzünde sizin kadar yalnızım
Bir haykırsam belki duyulur sesim
Ben yalnızım, ben yalnızım, yalnızım...
1930’ların başında beste ve güftesi Yesâri Asım Ersoy'a ait “Tayyâre” şarkısını ilk kez seslendiren Darüttalim Heyetinden muganni (solist) Hamit Bey idi. Plak Columbia şirketinden yayınlanırken sözleri şöyleydi:
Kız binelim tayyâreye
Benzeyelim seyyâreye
Gel uçalım
Yüz sürelim mehpâreye (ay parçası)
Kız bana sen arkadaş ol
Gökte güzel bir yoldaş ol
Yalnız yaşayan kalbime
Öksüz yaşayan kalbime
Gel güzelim sen eş ol
Kız saçına sümbül olsam
Bir gece koynunda kalsam
Yeşil bulutlara dalsam
Sen benim, ben senin olsam...
Sözleri Nazım Hikmet, nihavend makamında bestesi Mesut Cemil’e ait “Kanatları Gümüş Yavru Kuş” isimli şarkı oldukça ilginçtir. Kuş metaforuyla sevgiliye gösterilen ihtimam, sevgi çok ilginçtir. Şarkının sözleri;
Kanatları gümüş yavru bir kuş
Gemimizin direğine konmuş
Dağlara çıkma hey Karadeniz
Yavrum yârim uçamaz bensiz
***
Bir yârim var bu yavru kuş gibi
Yârim yüreğime konmuş gibi
Dağlara çıkma hey Karadeniz
Yavrudur yârim, uçamaz bensiz.
Bimen Şen'in sultaniyegâh makamındaki “Tayyareli” şarkısı ilginç sözleriyle dikkati çekmektedir:
Gel şu tayyare ile hak-i kederden kaçalım
Uçalım kuşlara yıldızlara güller saçalım
Gezelim her tarafı kutb-ı safayı bulalım
Yeni bir zevk ü tarab (sevinç, şenlik) âlemine yol alalım.
Yzb. Fethi Beyin şehadeti üzerine 1914 yılında Sebilci hafız Hüseyin Efendi tarafından güfte ve bestesi yapılan, neveser makamındaki şarkının sözleri şöyleydi:
Telli turnam gibi çıktın yuvadan
Dedi o saklar, kötü gözden yaradan,
**
Yine akşam oldu, ezan sesi var
Bülbüllerin güle karşı yeisi var
**
O yavrumun benden gayri nesi var
Ağla annem ağlamanın yeridir,
Tayyareden düşen oğul Fethi'dir...
1960 yıllarında güftesi Hasan Kerpiççiler, bestesi B. Duyarlar'a ait olan “Sevgilimin Tayyaresi” isimli şarkıyı Sevim Çağlayan seslendirmişti. Bu şarkı maalesef TRT arşivlerinde bulunmamaktadır!
Şerif Muhittin Targan’ın ud için bestelediği enstrümantal “Kanatlarım Olsaydı” eserinin ayrı bir yeri vardır. Parçanın temposunun çok hızlı olması, eseri tam olarak çalabilmenin virtüözlüğün yarısı sayılması gibi özelliklerinin yanı sıra, dinleyicide uyandırdığı sürat-havalanma-uçma vb. duygular çok önemlidir.
Son olarak sözleri Rıza Tevfik Bölükbaşı’ya ait “Uçun Kuşlar Uçun Doğduğum Yere” şarkısından bahsetmek istiyorum. Oldukça ilginç bir durum olarak, aynı güfte dört ayrı bestekâr tarafından, üç değişik makamla bestelenmişti: Suphi Ziya Özbekkan gerdaniye, Selâhattin İçli ve Atıf Baştuğ hisarbuselik, Fatih Salgar segâh makamlarını kullanmışlardı. Şarkının sözleri:
Uçun kuşlar uçun doğduğum yere
Şimdi dağlarında mor sümbül vardır.
Ormanlar koynunda serin bir dere
Dikenler içinde sarı gül vardır.
O çay ağır akar, yorgun mu bilmem
Mehtabı hasta mı bilmem
Yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem
Yüce dağ başında siyah tül vardır
Orda geçti benim güzel günlerim;
O demleri anıp bugün inlerim
Destan-ı ömrümü okur dinlerim
İçimde oralı bülbül vardır.
Uçun kuşlar uçun burda vefa yok
Öyle akarsular, öyle hava yok
Feryadıma karşı aksi seda yok
Bu yangın yerinde soğuk kül vardır.