Prof. Dr. Muzaffer Çetingüç
HAVACILIK TIBBI DERNEĞİ

23 Nisan 2018 Pazartesi

Havacılık Tıbbı Derneği, Hava Kuvvetlerinden emekli uçuş hekimleri öncülüğünde 2000 yılında kurulmuştur ve bugün 130 kalifiye üyesi bulunmaktadır. Dernek, uçuş emniyetinin insanı ilgilendiren her konusunda söyleyecek sözleri olan ve fikirlerine itibar edilen bir sivil toplum kuruluşudur. Üye aidatları dışında bir geliri yoktur. Hiçbir siyasi veya benzeri gurubun yanında veya karşısında olmadan, sadece bilimsel referanslar ışığında 18 yıldır faaliyetlerini idealistçe sürdürmektedir.

Kuruluş amacı, sivil havacılığımızdaki bazı boşlukları ve tıbbi zafiyet unsurlarını gidermek olan Derneğin manifestosunda; iyileştirilmesi yönünde çalışma yapılması gereken konular olarak şunlar ortaya konulmuştu:

  1. ICAO ve JAR’da “Aeromedical Examiner (AME)” görev tanımı açıkça yapılmasına ve Türkiye bu kurallara uymak zorunda olmasına karşın; pilotaj muayeneleri, havacılık tıbbı konusunda hiçbir eğitimi olmayan uzman hekimler tarafından, ‘alelusul’ yapılmakta idi.
  2. 2000’li yılların başlarında bile, aralarında Cerrahpaşa ve Abant İ.Baysal Tıp, Erzurum ve Adana Numune, İstinye ve Eskişehir Devlet gibi 47 hastane yetki belgesi almış durumda idi. Pilotlar sürücü belgesi, silah ruhsatı ve heyet raporu peşindeki vatandaşlarla aynı kuyruklarda beklemekte; hekimler ise pilotlara özel tıbbi durumların neler olduğunu ve hangi kriterlere göre muayene yapılacağını bilmeden, elverişlilik kararlarını imzalamakta idi…
  3. Çoğunluğu tenzih ederek; alkolizm, epilepsi, kalp yetmezliği, intihar girişimi gibi (uçuşa elverişliliği ortadan kaldıracak nitelikte) ciddi sağlık sorunları olan bazı pilotların uçmakta olduğu basına yansımakta idi. Bir hastanede rapor alamayacağını fark edenler, muayenelerini yarım bırakarak başka bir hastaneden sağlam raporu alabilmekte; hastaneler arasında iletişim olmadığı için bunun tespiti mümkün olmamakta idi.
  4. Havaalanlarında uçucu ve yolcuların uçuşla ilgili tıbbi sorunlarını danışabilecekleri eğitimli hekimler yoktu. İstisnai olarak THY’de, DHMİ’de ve THK’da birer ikişer uçuş hekimi bulunmakta, ama asli görevleri dışında işler yapmakta idi.
  5. O zamanlar bugüne göre çok daha az uçuş yapılmasına karşın oransal olarak daha fazla kazalar olmakta idi. İnsan faktörünün rolü olduğu anlaşılan kazalar üzerinde ciddi ve yansız incelemeler yapıldığına dair ikna edici bilgiler yoktu. Zaten bu kazalarda insan faktörünün rolü (dizoryantasyon, görsel illüzyon, dekompresyon, CRM, inkapasitasyon, yorgunluk, ilaç ve alkol kullanımı, vs.) üzerinde tartışma açılmıyor, açılsa da fikir beyan edecek havacılık tıbbı uzmanları bulunmuyordu.
  6. İlgili bakanlıklar ve büyük havayolu şirketleri kadar, üniversitelerimiz de sivil havacılığın tıbbi ayağına ilgisiz durumdaydılar. Ülkemizde GATA dışında hiçbir tıp fakültesinin ‘Hava ve Uzay Hekimliği Bölümü’ yoktu. Sivil havacılığımızın aktörleri, sivil uçuş hekimleri ve uçuş psikologları yetiştirme, istihdam etme ve böylece uçuş emniyetini güçlendirme gereksinimi duymamaktaydılar.
  7. CRM sorunları her ortamda olabileceğinden daha fazla idi; bazı şirketlerde bazı kıdemli pilotların kurduğu hakimiyet, hem kokpitlerde hem de şirket yönetiminde devam etmekte, sorunlar olduğunda, ‘kol kırılıp yen içinde kalmakta’ idi...

2000 yılındaki önerilerimiz şunlardı:

  • FAA’in yan kuruluşu olan CAMI (Civil Aerospace Medical Institute) benzeri bir sivil havacılık tıbbı enstitüsü kurulması; böylece insan faktörü bağlamındaki tıbbi konuların bilimsel bir muhatabının önlem ve öneriler üretmesi,
  • Uçuş hekimleri ve uçuş psikologları yetiştirilmesi; bunların yetkili hastanelerde, uçuş okullarında, havayolu şirketlerinde ve hava ambulans şirketlerinde görevlendirilmesi, (Uçuş hekim ve psikologlarının sisteme dahil edilmesi önerimizin amacı, yeni iş alanları yaratıp kadroları şişirmek değil, uçuş emniyetine psikolojik yönden destek sunmaktı.)
  • Uçuş ekipleriyle hava trafik kontrolörlerinin muayenelerinin uçuş hekimleri tarafından yapılması,
  • Uçuş ekiplerine fizyolojik, psikolojik ve tıbbi konularda tazeleme eğitimleri verilmesi,
  • Uçuş okullarında uçuş fizyolojisi ve insan performansı derslerinin uçuş hekimlerince anlatılması,
  • Kaza sonrası uçuş ekiplerine FAA’de olduğu gibi toksiko-patolojik inceleme yapılması; rastgele seçilecek pilotlarda alkol ve madde kontrolü uygulanması,
  • Uçuş içi acillerde 7/24 çözüm önerecek havacılık tıbbı uzmanlarının yer merkezlerinde hazır bulunması,
  • Yeni ilaçlar, yeni tedaviler ve alternatif tıp uygulamalarının uçuşla bağdaşırlığına karar verecek yetkili tıbbi merciler olması,
  • Büyük havacılık kuruluşlarının tıbbi araştırma yapacak kadrolar oluşturması, uçuş hekimlerinin sadece muayenelerle değil bilimsel çalışmalarla da uğraşması…

Çıtayı yüksek tutmuş olmalıyız ki, bugün belirli iyileşmeler olmasına rağmen hedeflerin bazılarına ulaşılamadığı görülmektedir. Havacılık Tıbbı Derneği, bütün bu sorunların düzeltilmesinde izleyici değil uyarıcı, eleştirici ve yol gösterici olmuştur. İnsan sağlığının ve emniyetinin söz konusu olduğu yerlerde çıtayı alçak tutmanın yanlış olduğuna inanıyoruz. Hedefler hep daha iyiye doğru olmalı, iyinin daha iyisini istemek yadırganmamalı, vatandaş veya müşteri hakkı olarak görülmelidir.

Bilindiği gibi endüstri, iş, ev, spor, uzay, deniz ve karayolu trafiği kazalarında olduğu gibi havacılık kazalarının da %70-80’i ve daha fazlası insan faktörüne bağlı olarak meydana gelmektedir. İnsana dair problemler iyi yönetilmedikçe kazaların artacağını herkes biliyor ve kimse aykırı tezleri savunmuyor… Ama pratikte yine-yeniden, insanın doğrudan veya dolaylı rolü olan kazalar olmaya devam etmektedir. Havacılıkta uçuş emniyeti çalışmalarının tıbbi ayağı, konu üzerinde yönelimi olmayan yöneticilere ve bürokrasiye bırakılmayacak kadar önemli bilimsel bir konudur. Yöneticilerin hiçbir komplekse kapılmadan uzmanlardan öğreneceği şeyler olduğu gerçeği kabullenilmelidir.

Uçuş emniyetinin tıbbi ve psikolojik unsurlarını dert edinen Havacılık Tıbbı Derneğinin geçmişten bugüne (insan faktörünü azaltma yönündeki) bazı faaliyetleri şunlardır:

  1. Dernek, havacılığın bir taşımacılık sektörü ve ticari kâr alanı olmaktan çok daha fazlasıyla, insanların can güvenliğini ve tıbbi konforunu önemsemekte, talep olsa da olmasa da konu üzerinde meccani çalışmalar yapmaktadır.  
  2. Batı ülkelerinde akademik düzeyde eğitim ve araştırma alanı olan havacılık tıbbı bilimi, ülkemizde sadece TSK içinde 90 yıldır yaşatılmakta ve askeri havacılığa uçuş emniyeti desteği vermekteydi. 2003 yılından itibaren, SHGM ve Hava Kuvvetleri arasında yapılan protokoller sonucu kurslar açılmış ve bugüne kadar 130 kadar sivil uçuş hekimi sisteme kazandırılmıştır. Keza GATA dışında hiçbir üniversitemizde havacılık tıbbı bilim dalı yokken, son 7-8 yıl içinde 19 Mayıs, Ufuk, Osmangazi ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi tıp fakültelerinde bu bölümler açılmıştır. (Bu olumlu gelişmelerde ilgili üniversitelerdeki ve SHGM’deki Dernek üyelerimizin aktif rolleri olmuştur.)
  3. 2003 yılına kadar sıradan devlet, üniversite ve özel hastanelerde, havacılık tıbbı eğitimi olmayan hekimler eliyle yapılan pilotaj muayeneleri; kadrolarında en az 2 uçuş hekimi bulunan AMC niteliğinde donanımlı hastaneler tarafından yapılmaktadır. (Bu iyileşme, SHGM tarafından gerçekleştirilmiş olmakla birlikte, arka planda Derneğin uyarılarının katkısı da vardır.)
  4. Dernek üyeleri konuyla ilgili farkındalık yaratmak bağlamında, yurtiçi ve yurtdışı bilimsel toplantılara katılmakta, bildiriler sunmakta, konferanslar vermektedir.
  5. Derneğin web sayfasında (www.hvtd.org) derinlemesine bilgiler içeren yüzlerce makale ilgilenenlerin istifadesine açıktır.  
  6. Dernek üyeleri internet gazeteciliği biçiminde bazı sitelerde uçuş emniyetiyle ilgili köşe yazıları yazmaktadır.

     7. 2006 yılından itibaren çıkarılmakta olan dergi (Havacılık Tıbbı Bülteni) 5 cilde ve 1.450 sayfalık hacme ulaşmış bir bilgi bankası haline gelmiştir. Kendi alanındaki ilk ve tek dergi olup, üye ve abonelere dağıtılmakta; ayrıca dernek sitesinden okunabilmektedir.

    8. 2008 yılında Sağlık Bakanlığı Hava Ambulans Sistemi’nin kuruluşunda, sistemde görev alacak sağlık personelinin eğitiminde (havayoluyla hasta taşınması endikasyon ve komplikasyonları) Dernek üyeleri katkı sunmuştur. Aynı eğitim Hudut ve Sahiller Genel Müdürlüğü sağlık personeline de verilmiştir.

     9. Derneğin afiliye kuruluşu olan Sivil Havacılık Akademisi, 2010 yılından beri faaliyette olup, zaman zaman sivil havacılığımızın güncel problemleri üzerine raporlar hazırlamaktadır. Özellikle uçuş ekipleri, hava trafik kontrolörleri ve bakım grubunun stres ve yorgunluklarıyla ilgili yapılan anket çalışmaları ve raporlar ses getirmiştir.

    10. 2014 yılında, kaza sonrası psikolojik müdahale (Travma Sonrası Stres Bozukluğu) konusunda THY Aile Destek Timlerine seminerler verilmiştir.

   11.  2017 yılından itibaren Üsküdar Üniversitesi çatısı altında Dernek öncülüğünde ‘Havacılık Psikolojisi Sertifika Kursları’ açılmaya başlanmıştır. Ülkemizde TSK dışında hiçbir akademik kurumun yapmadığı yapılarak sektöre eğitimli psikologlar kazandırılmaktadır.

   12.  Dernek, 2006 yılında kurulan Avrupa Havacılık Tıbbı Birliğine (European Society of Aerospace Medicine - ESAM) 10 yıldır üye olup, ülkemizi Avrupa'da temsil etmekte ve bayrak göstermektedir.

   13.  Dernek, Türk Tabipleri Birliği Uzmanlık Dernekleri Koordinasyon Kurulu’na (TTB-UDKK) üyedir ve havacılık tıbbı uzmanlık eğitimlerinin detaylarını hazırlamaktadır.

   14.   Dernek, EASA’nın zorunlu hale getireceği yeni projesi olan ‘Arkadaş Destek Programı (Pilot Peer Support) üzerinde 2017 yılında bir çalışma grubu kurmuştur. Ülkemiz kültürüyle uyumlu bir sistem için beyin fırtınaları yapılmış, sonuç raporu bir kongrede sunulmuştur.

Havacılık tıbbı bilimi, uçan ve uçurulan insanların her tür sağlık sorunlarıyla ilgilenirken temel kaygısı uçuş emniyetine ve dolayısıyla kazaların önlenmesine katkı sunmaktır. Bunun yolu uçuş ve yer ekiplerinin bedensel ve zihinsel sağlığından geçer. Stres, yorgunluk, tıbbi hastalıklara ve ilaçlara bağlı inkapasitasyon, psikolojik kökenli davranış bozuklukları, vs. her sektörde olduğu gibi havacılıkta da risklerin açık veya örtülü nedenleridir. İnsanlara uçuş hizmeti sunan kuruluşlar ve onları denetleyen kurumların asli görevi, bıkmadan bu riskleri izlemek ve en aza indirmeye çalışmaktır. Uçuş okullarından başlayarak, ticari ve sportif havacılığa ve uzay uçuşlarına kadar tüm havacılık kuruluşlarının bu bilim alanını önemsemeleri gerekir. Bunun bir lütuf gibi değil, uçuş emniyeti bağlamında ciddi bir zorunluluk gibi algılanması gerektiği kanısındayız.

 

  Yorum Ekle

  Yorumlar

 Burcu Yalta Özgür
 3 Mayıs 2018 Perşembe 22:23
Sevgili Hocam elinize sağlık. Çok güzel bir yazı olmuş.
 Faruk ıldız
 23 Nisan 2018 Pazartesi 18:47
Sevgili Muzaffer Hocam, Çok güzel olmuş. Eline sağlık.

Copyright 2015 Airkule
İletişim